Ana sayfa Kültür & Sanat Ali Dost: Sanat ve siyaset birbirine karışmaması gereken iki kavram

Ali Dost: Sanat ve siyaset birbirine karışmaması gereken iki kavram

PAYLAŞ

Türk halk müziği ya da özgün müzik sanatçılarını tanımlarken genelde “Anadolu’nun bağrından çıkmış” ifadesi kullanılır.

Gurbetçi bir ailenin çocuğu olan ve henüz 7 yaşındayken gittiği İsviçre’ye Anadolu’nun sesini, Mezopotamya’nın ezgilerini taşıyan, ezber bozan bir sanatçı Ali Dost…

11 yaşında eline aldığı sazın ustası oldu, halkın sesini duyuran bir ozana dönüştü.

Çıkardığı kasetler, söylediği türkülerle sazı ve sözü yaşatmak için ısrar ederken, bir yandan da İsviçre’de makinistlik yaparak, hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Hem sanatçı hem işçi. Hem gurbetçi hem Türkiye halklarının sesi o.

Ali Dost saz ile tanışmasını, müziği ve gurbeti, yaptığı çalışmaları hayatına, müziğe dair her şeyi Gazete Davul’a anlattı.

Gazete Davul: Müzikle nasıl tanıştınız? Ailenizden mi geliyordu? Kaç yaşında başladınız müziğe?

Ali Dost: Müzikle ilk tanışmam çocukluk yıllarıma dayanıyor. Ailemde müzikle ilgisi olan hiç kimse olmamasına rağmen, kendimi bir şekilde müziğin içinde buldum. Ben aslen Adıyaman Gölbaşılıyım ama çocukluğum 7 yaşına kadar Gaziantep’te geçti. Daha sonra İsviçre’ye geldik. 12-13 yaşlarında burada saza ilgi duymaya başladım. Sonrasında burada o zamanın imkanları doğrultusunda ufak tefek etkinliklere, kurslara katıldım. Zamanla ilerledi.

G.D: Ferhat Tunç, “Yaptığım müzik sisteme güçlü bir itirazdır” diyor. Türk halk müziği sanatçısı Emel Taşçıoğlu ise, “Türkü başkaldırdır, muhalefettir” diye tanımlıyor. Erdal Erzincan ise başka bir şeye dikkat çekiyor, “Türkü tarihtir” sözleri ile duygu ve hissin dışında aynı zamanda tarihi bir kayıt olduğunu belirtiyor. Tüm bunlara baktığınız da sizce türkü nedir?

A.D: Türküler kimi zaman anne sütü sıcaklığında dudaklardan bir ninni olarak akmış, kimi zaman bir ölümün ya da ayrılığın acısıyla yoğrularak ağıtlaşmış, kimi zaman kadere boyun eğmenin çaresizliğini yaşatırken kimi zaman da zulme, haksızlığa, vefasızlığa başkaldırının güçlü sesi olmuştur. Türküler en özel hislerimize tercüman olmuştur. Bir insanın her halini ayna gibi yansıtan başka bir tanım yoktur. Yaşanılanı yansıttığından dolayı türkü toplumun aynasıdır.

G.D:İsviçre’desiniz, orada yaşıyorsunuz ve korona dolayısıyla Türkiye’ye gidemiyorsunuz? Orada nasıl geçiminizi sağlıyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?

A.D: Yaklaşık 30 yıldan beri İsviçre’de yaşıyorum. Burada özel bir firmada makinist olarak çalışıyorum. Düzenli bir işim var, bunun yanı sıra müziğede zaman ayırmaya çalışıyorum. Her yıl düzenli olarak Türkiye’ye gitmiyordum ama elbette gerek müzik için gerekse aile ziyaretleri için fırsat buldukça Türkiye’ye gidip geliyorum. 2020 her anlamda talihsiz bir sene oldu. Ne yazık ki virüs sebebiyle birçok plan projeler ertelenmek durumunda kaldı. Ama elbet her şey normale döndüğü zaman çok daha güzel projelerle ilerlemeyi düşünüyoruz. En yakın zamanda sevgili Erensoy Akkaya hocamın yönetmenliğinde yeni albüm çalışmalarımız olacak.

‘ELBET BİRGÜN TÜRKÜLER DİLDEN DİLE ÖZGÜRCE AKTARILACAK’

G.D: Sizce Türkiye’de sanatçılar anlaşılıyor mu? Ahmet Kaya, Cem Karaca, Ferhat Tunç gibi isimlere yönelik davalar, sürgünler ve baskı… Geçmişte başlayan konser yasakları, Grup Yorum üyelerine yapılanlar ve açlık grevlerinde ölenler… Türküler devlet için korkutucu mu? Suç unsuru olabilir mi?

A.D: Sanat ve sanatçı üzerinde kurulan baskı hiç bir zaman etik değildir. Sanatına sanatçısına sahip çıkmayan toplumlar gün gelir kültürünü, tarihini, nereden nasıl geldiğini unutma durumları ile karşı karşıya kalırlar. Maalesef birçok sanatçı hakettiği değeri bulamadı. Bulamadığı gibi yaşadığı coğrafyadan uzaklaştı, kendisini farklı kültürlere hapsetti, ama yinede sanatından vazgeçmedi. Birçoğu özgürce türkülerini söyleyebilmek için çeşitli eylemlerde bulundu, sonu hazin biten durumlar yaşandı. Gönül ister ki bunların hiç birini konuşmasak, türküler dilden dile özgürce dolaşsa, insanlar siyasi görüşleri yüzünden sanatı ile yargılanmasa… Ama ne yazık ki Türkiye’de bunların birçok örneği yaşandı ve sonuçları birçoğumuzu derinden üzdü. Elbet birgün türküler dilden dile özgürce aktarılacak. Umudumuz var.

G.D: Tolga Sağ ve Hüseyin Karakuş ile düet yaptınız. İyi bir saz ustasısınız ve güçlü bir sesiniz var. Örnek aldığınız bir sanatçı var mı? Siz kimleri dinliyorsunuz? Sizi dinlerken ve YouTube’da videolarınızı izlerken kendinden emin bir duruş ile sazınıza vurduğunuzu görüyorum. Bu sesinize de yansıyor. Sanatçılar, türkü söylerken başka bir boyuta mı geçiyor? Bunu tarif edebilir misiniz? Çünkü sanatçıları izlediğimizde ses ve görüntü bütünleşiyor.

A.D: Sanatta özgünlük en güzel şeydir. Elbette ki örnek aldığımız usta sanatçılarımız var ama örnek almak demek taklit etmek demek değildir. Gerek sesimin gerek yorumumun kendime has olmasını istedim hep. Elimden geldiği kadar da bunu başarmaya çalıştım. Türkü söylerken içinde geçen cümleleri yaşamışcasına okumaya gayret ediyorum. Birçok üstadı müziğinin ezgisinden bile tanıyoruz. Bizler de onların yolunda ilerlemekten onur duyuyoruz ve umarım ileriki zamanlarda çok daha güzel işler yaparak türkü severlerin kalbine biraz daha dokunmuş oluruz.

G.D: İki nefes arasında albümünüzü geçen sene yaptınız. Koronavirüs sanatı nasıl etkiledi? Sizin albümünüzü de etkiledi mi? Yeni albümler gelecek mi?

A.D: İki nefes arası albümünden sonra diğer işlerimden dolayı maalesef çok fazla tanıtım ve sahne alma durumum olmadı. 2020 yılı başından beri sürekli talihsiz olaylar yaşandı ve en sonunda virüs ile son vuruşunu yaptı artık diye düşünüyorum. Her şey normale döndüğü zaman elbette yeni projelerimiz var ama şu an için malum sebeplerden beklemeye aldık.

‘SANAT SAF DUYGULARI YANSITIR, SİYASET HER KALIBA GİREN BİR KAVRAM’

G.D: Sanatçılar için söyledikleri her türkü elbette önemlidir ama sizi söylerken etkileyen, alıp götüren özel bir türkü var mı?

A.D: Birçok şarkımı söylerken çok başka duygular yaşıyorum ama beni en çok hislendiren şarkım “Böyle Buyurdu Aşk” albümümden Çıma Dünya (Neden Dünya) adlı çalışmam. Sözü müziği bana ait olan ve yıllar önce müziğe ilk başladığım zamanlarda yazdığım bir eser.

G.D: Bazı sanatçılar Meclis’e girdi ve milletvekili oldu. Sanatçı siyasete girmeli mi? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

A.D: Sanatçı topluma mal olmuş bir bireydir. Sanat ve siyaset birbirine karışmaması gereken iki kavram diye düşünüyorum. Çünkü sanat doğaldır, çoğu zaman temizdir insanın en saf duygularını yansıtır. Siyaset ise günümüzde herkesinde bildiği gibi her kalıba girdirilebilen bir kavram haline gelmiştir. O sebepten siyaset her anlamda sanatçıya yakışmayan bir olgudur. Sanatçı milleti sazıyla sözüyle ezgileriyle temsil etmeli. Siyaset başka bir boyut.

‘ESKİ SANATÇILARIN YERİ DOLMAZ’

G.D: Medyada, bürokraside ve neredeyse her yerde tırnakları ile kazıyarak bir yere gelen insanların sayısı az. Gelseler de sonrasında önleri kesilmeye çalışılıyor ya da yasaklarla susturulmak isteniyor. Müzik dünyasında böyle bir lobi var mı?

A.D: Günümüzün her anlamda en büyük sorunlarından birisi tam olarak bu. Emek harcamadan, alın teri dökmeden elde edilen başarılar. Emek harcamadan bir şeylere sahip olan hiçbir insan bulunduğu konumu doğru kullanamaz ve gün gelir terkedip gitmek için bahaneler arar. Bu her alan için geçerlidir. Gerek müzik, gerek siyaset, gerek diğer meslek grupları. Günümüzdeki durumu göz önüne alacak olursak, geçmişten tırnakları ile kazıyarak günümüze kadar gelen sanatçıların yüzde 80’ninden fazlası kıt kanaat bir yaşam sürüyor. Oysa şu anki “sanatçı” diye tabir ettikleri popüler kesim dillere destan hayatlar yaşıyor. Ve birçoğu gerçekten sanatı ile gündemde olmayan vasıfsız insanlar topluluğu. Eski sanatçıların da eskiden yapılan sanatın da yeri asla dolmayacak. Az öncede söylediğim gibi sanat toplumun aynasıdır. 40 yıl sonra o ayna neler yansıtacak bakalım.

G.D: Yurt dışında yaşıyorsunuz? Türkiye’yi özlüyor musunuz veya yurt dışında yaşamak sizi duygusal olarak nasıl etkiledi?

A.D: 30 yıldan beri yurtdışında yaşıyorum. Türkiye’yi elbette özlediğim zamanlar çok oluyor. Başka bir kültürden gelip bambaşka bir kültürün içinde yaşama durumunda kalmak ilk başlarda zor gelmişti. Ancak yaşadığım ülkede insani değerler yüksek ve gelecek kaygısı olmadan yaşıyor olmak en büyük teselli. Bu sanırım sadece benim değil tüm gurbetçilerin tesellisi. Her insan doğduğu topraklarda değer görerek insan gibi hep birlikte özgür şekilde yaşamayı ister. Fakat, birçok sebep insanları başka kültürlerde yaşamaya itiyor. Duygusal anlamda ilk başlarda zor olmuştu ama sonrasında zamanla alıştık. Her sorun zamanla aşılıyor.

G.D: Siz yaptığınız müzik halk müziği mi, özgün müzik mi veya protest müzik mi?

A.D: Yaptığım müzik özgün müzik ile halk müziğinin tarzını ortak yansıtan bir tür.

‘UMARIM TÜRKÜLERİN IŞIĞI HİÇ BİR ZAMAN SÖNMEZ’

G.D: Türkiye’de şiir, edebiyat, sanat, bilim geri planda kalıyor. Sizce bunun nedenleri nedir ve sonuçları ne olabilir?

A.D: Türkiye ne yazık ki okuma oranı en düşük olan ülkelerden biri ve okuma alışkanlığı olmayan bir toplum zamanla kendi kültürünü unutmaya mahkum olur. Sanat, bilim, edebiyat, şiir geri planda kalıyor çünkü günümüzde insanlar, ağırlıklı olarak gençler, çeşitli internet ağlarında zamanlarının büyük çoğunu geçiriyorlar. Zamanı orantısız kullanıyorlar ve bu da ister istemez toplum olarak birçok değerimizin unutulmasını kaçınılmaz kılıyor. Hızlı gelişen internet kullanıcılığı, insanların hepsini içine çekti. Yaşlı genç demeden herkes bu furyaya kapıldı gidiyor. En büyük sebep bunu görüyorum ben. Ve ne yazık ki türkülerimiz bu kaostan nasibini alacaktır diye düşünüyorum.

G.D: Yeni kuşaklar sizce türküleri anlıyor ve ilgi duyuyor mu?

A.D: Zamane gençlerinin büyük bölümünde bir popülarite olgusu oluşmuş. Çoğunlukla gündemde kim varsa o akıma kapılıyorlar. Elbette ki türkülere ilgi duyanlar, sazıyla sözüyle türkülerimize hayat veren gençlerimizde var ama geneline baktığımız zaman daha çok pop, rock, arabesk tarzı müziklere ilgi duyuyorlar. Umarım türkülerin ışığı hiç sönmez.

Ali Dost’un Youtube kanalı: https://www.youtube.com/channel/UCU01BAEXGnN4rCNWi_VzmEw

Kaynak: Gazete Davul / Arzu Yıldız